Anasayfa  ›  İçerik Yazımı

İçerik Yazımı

İçerik yazımı, yazıyı yayımlamadan önce bir kez de kulakla okur: yüksek sesle okununca okuyanın nefesinin yetmediği cümle, övgü yerine ürünün bir günün içinde durduğu yer, sade Türkçeyle yazılmış kiralama ile konaklama koşulları ve bilginin nereden alındığını söyleyen tek satır.

Telefon ekranı: İçerik Yazımı

İçerik Yazımı Bir Sayfayı Yayımlamadan Önce Neden Yüksek Sesle Okur?

Hopa’da aile oteli işleten bir kadın, odalarını anlatan yeni sayfayı yayımlamadan önce kocasına yüksek sesle okuyor. İlk cümle rahat çıkıyor. İkincisinin ortasında soluğu tükeniyor; duruyor, yutkunuyor, kaldığı satırı arıyor. Kocası gülüyor: “Bunu misafire de böyle mi söyleyeceksin?” Ekranda düzgün görünen cümle, ağızdan çıkarken yarıda kalmıştır. İçerik yazımı bir metni yayına vermeden önce bu yüzden bir de kulağa dinletir.

Göz, kendi yazdığını okurken eksiği kendiliğinden tamamlar; sayfada duranı değil, yazarken aklından geçeni görür. Kulak bu kolaylığı tanımaz. Sesli okunan cümle sözcük sözcük ilerler; atlanmış bir ek, iki kez yazılmış bir sözcük, yarım bırakılmış bir düşünce olduğu gibi duyulur. Çalgıda yerine oturmayan sese falso denir; bakarak anlaşılmaz, tele dokununca ortaya çıkar. Metnin falsosu da sesle yakalanır.

Soluğun bittiği yer, cümlenin fazla uzadığı yerdir. Sayfayı sessizce okuyan misafir de aynı yerde yorulur; yalnızca bunu size söylemez, sayfadan çıkar. Çaresi çoğu zaman basittir: cümle, soluk alınan yerden bölünür. “Deniz gören, balkonlu ve kahvaltısı fiyata dâhil olan odalarımızda konforlu bir konaklama deneyimi…” diye uzayan tek cümlenin yerine üç kısa cümle gelir; her birinin söyleyeceği tek şey vardır.

Dilin dolaştığı yerde sözcük yanlıştır. Arka arkaya dizilen benzer ekler ve konuşurken kimsenin kullanmadığı “mevcuttur”, “hizmetinizdedir”, “bünyemizde” gibi sözler okuyanın ağzında takılır. O anda tek soru sorulur: anahtarını bekleyen misafire bunu böyle söyler miydiniz? “Odalarımızda saç kurutma makinesi mevcuttur” demezdiniz; “Her odada saç kurutma makinesi var” derdiniz. Broşür gibi duran cümle, resepsiyonda söyleneceği biçimiyle yeniden yazılır.

Adlar, saatler ve sayılar da seslendirilince kendini ele verir. Gözün “tamam” deyip geçtiği telefon numarası hane hane okunduğunda eksik rakam duyulur. Kahvaltının bittiği saat sayfanın başında bir türlü, sonunda başka türlü yazılmışsa, ikincisine gelen okuyucu kendiliğinden duraksar. Yaylanın ya da köyün adı ağızdan çıktığı anda yanlış harf kulağı tırmalar. Bu yüzden hiçbir sayı atlanmaz; hepsi yazıldığı gibi okunur.

Son adımda metni görmemiş biri dinler. Okuma bitince ondan tek şey istenir: duyduğunu kendi sözleriyle anlatsın. Kahvaltıyı ücretli sanmışsa sayfa tersini açık yazmamıştır; balkonun hangi odada olduğunu karıştırmışsa bilgi yanlış yerde durmaktadır. Yanlış anlatılan her ayrıntı, baştan kurulacak bir cümleyi gösterir. Artvin ilinde bir otel de, bir bal üreticisi de bunu yapabilir: içerik yazımı gözle yetinmez, son sözü kulağa bırakır.

Ürünü Övmek Yerine Bir Günün İçinde Nerede Durduğunu Anlatmak Okura Ne Verir?

Borçka’da bal üreten bir ailenin sitesinde ürün sayfası iki paragraftır. Birincisi “en kaliteli, en doğal ürün” diye başlar; ikincisi aynı sözü başka bir sırayla yineler. Kavanozun kaç kişilik bir sofraya yettiği, mutfakta nerede durduğu, kime götürüldüğü hiçbir yerde yazmaz. Sayfayı okuyan kişi balın övüldüğünü öğrenir; o kavanozla kendi evinde ne yapacağını ise bir türlü gözünün önüne getiremez.

Övgü her sayfada aynıdır ve hiçbirinde inandırmaz. “Kaliteli” yazmayan satıcı yoktur; okur bu sözcüklerin üstünden atlamayı çoktan öğrenmiştir. Üstelik övgü kanıt ister: kime göre, neyle kıyaslanınca? Sayfa bunu gösteremiyorsa söz havada kalır. Bir günün anlatımı ise kanıt istemez; çünkü bir iddia değildir. Yalnızca ürünün evin içinde nereye yerleştiğini, günün hangi saatinde ele alındığını söyler.

Gün sabah sofrasında başlar. Kavanoz masanın neresinde durur, yanında ne vardır, içine hangi kaşık girer? “Bizim evde kavanoz ekmek sepetinin yanında durur; kahvaltıda herkes birer kaşık alır” diyen iki satır, okura boyu, kullanımı ve sıklığı birlikte gösterir. Üretici burada kendi evini anlatır; bilmediği bir sofrayı uydurmaz. Müşterilerinden duyduğu alışkanlıkları da, kimden duyduğunu belirterek ekleyebilir.

Öğleden sonra kavanoz yola çıkar. Büyük şehirde okuyan öğrencinin çantasına girer: kapağı sıkı mıdır, çanta devrilirse sızar mı, cam başka eşyaya çarpmasın diye neye sarılır? Akşam bir ev ziyaretine götürülür: poşetten çıkınca nasıl görünür, üstüne iki satır yazılacak bir kart var mıdır? Bu sorular, sayfada küçük boyun neden durduğunu kendiliğinden açıklar. Okur boyu, kendi günündeki ana bakarak seçer.

Günün sonunda kavanoz rafa döner. Sayfa burada iki şeyi daha söyler: nasıl saklanır ve evde ne kadar gider? Kapağı kapalı, içine kuru kaşık girerek, ocağın sıcağından uzak bir rafta durduğu yazılır. Süre için sayı uydurulmaz; üretici gördüğünü anlatır: “Dört kişilik evimizde bir kavanoz aşağı yukarı bir ayda biter.” Okur kendi evinin hesabını bu tek cümleden çıkarır.

Böyle bir sayfada “en” ile başlayan tek söz bulunmaz; okur yine de ürünü gözünün önüne getirmiştir. Boyunu sofradan, kapağını çantadan, görünüşünü ziyaretten tanır. Ne düşüneceği kendisine söylenmemiş, yalnızca gösterilmiştir. İçerik yazımı bal için de, reçel, pekmez ya da çay için de aynı soruyu sorar: bu ürün, alan kişinin bir gününde nerede durur? Cevabı çoğu zaman üreticinin kendi mutfağındadır.

Kiralama, Konaklama ve Katılım Koşulları Sade Türkçeyle Yazılabilir mi?

Şavşat’ta ahşap evini haftalık kiraya veren bir aile, koşullarını sitesine bir avukatın yazdığı hâliyle koymuştur. Metin şöyle başlar: “Kiracı, işbu sözleşme hükümleri uyarınca…” Misafirler sayfanın sonuna iner, kutuyu işaretler ve tek satırını okumaz. Ayrılacakları gün ön ödemenin bir bölümünün neden geri verilmediğini sorarlar. Cevap, okumadıkları o sayfanın ortasında, kırk sözcüklük bir cümlenin içinde durmaktadır.

Kusur metnin kendisinde değildir; o metin bir anlaşmazlıkta işe yarasın diye yazılmış, dili de buna göre seçilmiştir. Kusur, misafirin önüne yalnızca onun konmasıdır. “İşbu”, “mezkûr”, “akabinde”, “tarafınca” gibi sözler gündelik konuşmada geçmez; “yapılacaktır”, “bildirilecektir” diye biten uzun cümlelerde işin kime düştüğü seçilmez. Okur anlamadığı metni bırakır, ama altındaki kutuyu yine de işaretler. Anlaşılmadan verilen onay, ilk anlaşmazlıkta iki tarafı da üzer.

Bağlayıcı metin, hukukçunun yazdığı biçimde yerinde kalabilir. Üstüne, gündelik sözlerle yazılmış kısa bir özet konur. Özet soru ve cevap biçimindedir; çünkü misafir koşulu madde numarasıyla değil, soruyla düşünür. Eve ne zaman girerim, ne zaman çıkarım? Önceden ne öderim, bu para ne zaman geri verilir? Fiyatın içinde neler var? Bir şey kırılırsa ne olur? Köpeğimi yanımda getirebilir miyim?

Cevaplar konuşur gibi yazılır: “biz” ve “siz” ile, kimin ne yapacağını söyleyerek, her biri bir iki satırda. “Tahliye saatine riayet edilmemesi hâlinde…” denmez; “Öğlene kadar çıkmanızı rica ederiz, çünkü evi sonraki misafire hazırlıyoruz” denir. Nedeni söylenen koşula uymak daha kolaydır. Günler ve saatler açık yazılır. “Makul süre”, “gerekli hâllerde” gibi ucu açık sözler özete alınmaz; her okuyan onları kendine göre yorumlar.

Aynı yol bir pansiyonun konaklama koşullarında da, rehberli bir yürüyüşün katılım koşullarında da işler: hava bozarsa yürüyüş ne olur, vazgeçen kişi hangi güne kadar haber verir? Özetin başına tek cümle eklenir: bu bölüm kolay okunsun diye hazırlanmıştır; özet ile sözleşme ayrı düşerse hangisinin geçerli sayılacağı da orada yazar. O cümleyi ve özetin tamamını, sözleşmeyi yazan hukukçu da okumalıdır.

Burada söylenenler bir hukuk görüşü değildir; koşulların ne olacağına siz ve danıştığınız hukukçu karar verirsiniz. İçerik yazımı yalnızca dille ilgilenir: kararı verilmiş bir koşul, bir kez okununca anlaşılacak biçimde nasıl söylenir? Ölçüsü yine kulaktır. Özet, evi hiç görmemiş birine sesli okunur ve ondan duyduğunu anlatması istenir. Onun yanlış anladığı koşulu misafir de yanlış anlar; cümle orada yeniden kurulur.

Bir Yazıda Bilginin Nereden Alındığını Yazmak Güveni Nasıl Değiştirir?

Arhavi’deki bir çay dükkânının sitesinde, çayın evde nasıl saklanacağını anlatan bir yazı durur. Yazı beş “bilgi” sıralar; hepsi bir yerlerde okunmuş, birkaç sözcüğü değiştirilerek alınmıştır. Bir okur mesaj atar: üçüncü maddeyi nereden öğrendiniz? Dükkânda bilen çıkmaz; yazıyı hazırlayan da nerede gördüğünü hatırlamaz. Yazı yayında kalır. Dükkân ise kendi sitesindeki bir cümlenin arkasında duramadığını o gün öğrenir.

Bir işletmenin yazısında iki ayrı türden bilgi bulunur. Birincisi kendi işinden bildiğidir: çayı hangi kapta beklettiği, açılan paketi nerede tuttuğu, müşterilerinin sık sık neyi sorduğu. Bunun dayanağı dükkânın kendisidir ve öyle yazılır: “Biz böyle yapıyoruz.” İkincisi okuyarak öğrendiğidir. İkisi aynı ağızla yazıldığında, dükkânın yıllar içinde edindiği tecrübe ile bir akşam bir yerde okunmuş tek satır okurun önünde aynı ağırlıkta durur.

Okunarak öğrenilen bilgi, kaynağını yanında taşır. Kaynak bir kamu kurumunun sayfası, bir araştırma ya da bir kitap olabilir; adı açıkça yazılır. İnternetteyse bağlantısı, yani dokununca o sayfayı açan yazı eklenir; yanına sayfaya hangi gün bakıldığı not edilir. Çünkü sayfalar değişir, kimi zaman da yayından kalkar. Tarih okura şunu söyler: bu bilgi o gün orada böyle yazıyordu; bugün yeniden bakabilirsiniz.

Kaynağı gösterilemeyen bilgi için geriye iki dürüst yol kalır. Ya gözlem olarak yazılır: “Bunu bir yerde okuduk ama kaynağını bulamadık; dükkânımızda gördüğümüz ise şudur.” Ya da yazıdan çıkarılır. Üçüncü yol, yani kimin söylediği belli olmayan bir sözü olgu gibi sunmak, o gün zararsız görünür. Zararı, bir okur dayanağını sorduğunda ortaya çıkar. Beş maddeden üçü böyle ayıklanınca yazı kısalır, ama ayakta kalır.

Dayanağını gösteren sayfaya okur daha kolay güvenir; çünkü isterse doğrusuna kendisi bakabileceğini bilir. Yanılma payı da görünür olur: kaynak yanılmışsa yanlışın nereden geldiği bellidir. Arama motorları da özenle hazırlanmış, kimin neye dayanarak yazdığı anlaşılan sayfaları öne almaya çalıştıklarını söyler. Bu bir sıralama sözü değildir; hiç kimse böyle bir söz veremez. Yalnızca özenin okurdan başka bir karşılığı da olabileceğini gösterir.

Dayanağı yazılmamış bilgi bizde bir falsodur: okurun kulağına “bunu nereden çıkardılar” diye gider. Böyle sesleri duymak için sitenizi akorda alırız: yayla şenliğinden önce sazın her teli ayrı ayrı yoklanır ya, sitenizin dört teli de öyle, dışarıdan ve şifresiz yoklanır. Adresini yazın, gerisi bizde; para istenmez. Sonra içerik yazımı, onay verdiğiniz ayın ayar listesinde sırasını bekler; liste kulağı en çok tırmalayanla açılır.

Sıkça Sorulan Sorular

Bir bölümünü görür. Çoğu telefonda ve bilgisayarda yazıyı seslendiren bir özellik bulunur; makine yazılanı olduğu gibi okuduğu için atlanmış sözcüğü, yanlış saati, eksik haneyi duyarsınız. Ama makinenin soluğu tükenmez, dili de dolaşmaz. Uzun ve yapay cümleleri yakalamak için hiç değilse ilk ekrandaki metni kendi sesinizle okuyun.

Uydurmayın, sorun. Sipariş veren birkaç müşterinize tek soru yazın: kavanoz evinizde nerede duruyor, ne zaman açılıyor? Gelen cevapları izin alarak ve ad vermeden sayfaya taşıyın: “Bir müşterimiz iş yerine götürdüğünü yazdı.” Cevap gelmezse yalnızca kendi evinizi anlatın; yaşanmış tek gün, hayal edilmiş üç günden daha inandırıcıdır.

Söyleyebilir; bu yüzden özet hiçbir koşulu atlamamalı, yalnızca kısaltmalıdır. Sözleşmedeki her başlığın özette bir sorusu olsun. Özetin sözleşmenin yerini tutmadığını ve tamamının nerede durduğunu açıkça yazın. Bu cümlenin nasıl kurulacağını ve hukuken ne anlama geldiğini avukatınıza sorun; özeti yayımlamadan önce ona da okutun.

Bilgi yerinde kalır, bağlantı ise hiçbir yere götürmez. Kaynağın adını ve baktığınız günü bağlantının yanına yazmış olmanız burada işe yarar: okur neye dayandığınızı yine görür. Bağlantılara yılda birkaç kez kendiniz dokunup bakın. Açılmayan için kurumun yeni sayfasını arayın; bulamazsanız bağlantıyı kaldırın, kaynağın adını ve tarihi bırakın.

Size daha iyi bir deneyim sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Dilerseniz inceleyebilirsiniz.

Size daha iyi bir deneyim sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Dilerseniz inceleyebilirsiniz.